Normal doğum, vajinal yolla gerçekleşen ve annenin doğal doğum sürecine aktif olarak katıldığı bir doğum yöntemidir. Uterus kasılmaları ile başlayan bu süreçte bebek, doğum kanalından geçerek dünyaya gelir. Genellikle hem anne hem de bebek için en düşük riskli doğum şekli olarak kabul edilir.

Normal doğumun avantajları arasında annenin doğum sonrası daha hızlı iyileşmesi yer alır. Vajinal doğum, ameliyat gerektirmediği için enfeksiyon riski düşüktür ve lohusalık süreci daha konforlu geçer. Ayrıca bebeğin akciğer gelişimi açısından da pozitif etkileri bulunur.

Doğal doğum sürecinde anne adayının doğum öncesi eğitimi büyük önem taşır. Doğuma hazırlık kursları, nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleri sayesinde doğumun daha kolay ve kontrollü gerçekleşmesi sağlanabilir. Bu hazırlıklar doğum kaygısını da azaltır.

Normal doğumun aşamaları, latent faz, aktif faz ve geçiş dönemi olmak üzere üç temel evrede incelenir. Her evre kendine özgü belirtiler gösterir ve doğumun ilerlemesini belirler. Sağlık personeli bu süreçte annenin ve bebeğin durumunu yakından izler.

Bilmeniz Gerekenler Bilgi
Tanım Normal doğum, bebeğin vajinal yoldan, doğal yollarla ve cerrahi müdahale olmadan dünyaya gelmesidir. Anne adayının rahim kasılmaları ile başlayan süreç, rahim ağzının açılması ve bebeğin doğum kanalından geçerek doğmasıyla sonlanır.
Doğumun Evreleri 1. Evre: Rahim ağzının açılması (latent ve aktif faz) 2. Evre: Bebeğin doğum kanalından çıkışı (ıkınma evresi) 3. Evre: Plasentanın doğumu (doğum sonrası evre)
Ne Zaman Gerçekleşir? Gebeliğin 37. ile 42. haftaları arasında, doğum kasılmaları başladığında ve rahim ağzı açıldığında normal doğum süreci başlar.
Uygunluk Kriterleri Anne ve bebek sağlığı iyiyse, bebek baş geliş pozisyonundaysa, annenin pelvis yapısı doğuma uygunsa, ciddi bir sağlık sorunu yoksa normal doğum yapılabilir.
Avantajları – Daha kısa iyileşme süresi – Cerrahi komplikasyon riski yok – Bebeğin solunum sisteminin doğum kanalından geçerken temizlenmesi – Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlanabilmesi – Gelecek gebeliklerde rahimle ilgili daha düşük komplikasyon riski
Riskli Durumlar – Bebeğin ters veya yan durması – Plasenta previa gibi plasenta sorunları – Bebeğin iri olması – Annenin daha önce rahim ameliyatı geçirmiş olması – Doğum kanalında darlık veya şekil bozukluğu – Gebelikte preeklampsi veya benzeri ciddi durumlar
Olası Komplikasyonlar – Vajinal yırtıklar veya epizyotomi – Doğumun uzaması – Doğum sonrası kanama – Pelvik taban kaslarında zayıflama – Nadiren rahim yırtılması
Doğuma Hazırlık Düzenli gebelik takibi, doğum öncesi eğitimler, pelvik egzersizler, nefes ve gevşeme teknikleri ile doğuma fiziksel ve psikolojik hazırlık önerilir.
Doğum Sırasında Destek Anne adayının yanında destekçi (eş, ebe, doğum koçu vb.) olması; uygun pozisyon, nefes teknikleri ve ağrı yönetimi (epidural, doğal yöntemler) önemlidir.
Doğum Sonrası Süreç Bebekle erken temas (ten tene temas), erken emzirme, annenin dinlenmesi ve doğum sonrası kanama, enfeksiyon belirtileri açısından takip yapılmalıdır.
Op. Dr. Hasan Yılmaz
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Op. Dr. Hasan YILDIZ 1977 yılında Düzce’de doğdu. İlk-orta-lise öğrenimini Mersin-Artvin-Sivas ve İzmirde, Üniversite eğitimini 1994-2000 yılarında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladı. 2000 yılında mezun oldu. 2000- 2001 yıllarında Dokuz Eylül Üniversitesi Genel Cerrahi A.B.D da asistanık yaptı. 2002-2006 yıllarında Kadın Hast.ve Doğum Asistanlığı tamamlamış olup 2006 ocak ayından itibaren Kadın Hast.ve Doğum uzmanı olarak çalışmaktadır. 2006-2008 yıllarında Seferihisar Devlet hastanesi ve muayenehane hekimliği, 2008-2011 yıllarında Ordu Fatsa Devlet Hastanesi ve muayenehane hekimliği, 2011-2012 yıllarında ortağı olduğu Akhisar Özel Doğuş hastanesinde çalışmıştır. 2012 yılından itibaren Alsancak’taki Özel Kliniğinde hizmet vermektedir. 2 tane ulusal-uluslararası posteri ,5 tane ulusal-uluslararası yayını bulunmaktadır. Yurt içi ve yurt dışı olmak üzere 16 kongre ve sempozyuma katılmıştır. Detaylı Bilgi Al WhatsApp

Normal Doğum Nedir?

Normal doğum, annenin vajinal yolla, herhangi bir cerrahi müdahale olmadan bebeğini dünyaya getirmesidir. Uterus kasılmaları ile rahim ağzı açılır ve bebek doğum kanalından geçerek doğar. Genellikle 37–42. gebelik haftaları arasında gerçekleşir ve hem anne hem bebek için en doğal doğum yöntemidir. Doğumun üç evresi bulunur: açılma, bebeğin doğumu ve plasentanın çıkışı.

Normal Doğum Sırasında Pelvik Taban Kaslarında Neler Oluyor?

Doğum eylemi, insan vücudunun yaşayabileceği en büyük mekanik zorlanmalardan biridir. Bu süreci anlayabilmek için öncelikle pelvik tabanın ne olduğunu hayal etmemiz gerekir. Pelvik taban, leğen kemiğinin alt kısmını kapatan, idrar torbasını, rahmi ve bağırsakları bir hamak gibi alttan destekleyen karmaşık bir kas ve bağ grubudur. Normal şartlarda bu kaslar, organları yerinde tutmak ve idrar/gaz kontrolünü sağlamak için sıkı bir yapıdadır. Ancak doğum başladığında, bu yapının inanılmaz bir değişim geçirmesi gerekir.

Bebeğin başının doğum kanalından geçebilmesi için, yaklaşık 2-3 cm çapındaki bir açıklığın 10 cm’ye kadar genişlemesi ve bu esnada etrafındaki kasların, sinirlerin ve fasyaların (kas kılıflarının) sınırlarının çok ötesinde esnemesi zorunludur. Özellikle doğumun ikinci evresi dediğimiz ıkınma ve bebeğin çıkış aşamasında, pelvik taban kasları üzerindeki gerilim maksimum düzeye ulaşır. Bu durumu çok sıkı örülmüş bir kazağın boyun kısmından büyük bir nesneyi geçirmeye çalışmaya benzetebiliriz; kazak esner, genişler ancak nesne geçtikten sonra liflerin bazıları kopmuş veya kalıcı olarak gevşemiş olabilir.

Bu mekanik baskı sırasında oluşabilecek hasarlar çeşitlidir.

Bu hasarlar şunlardır:

  • Kas lifi kopmaları
  • Sinir sıkışmaları
  • Bağ dokusu zedelenmeleri
  • Fasyal yırtıklar
  • Kılcal damar hasarları

Bu mikro veya makro düzeydeki travmalar, doğumun doğal bir sonucudur. Ancak dokuların esneme kapasitesi kişiden kişiye değişir ve bazı durumlarda oluşan hasar, vücudun kendi kendine onarabileceği seviyenin üzerine çıkar. İşte o noktada doğumun fizyolojik faydaları ile mekanik travması arasındaki denge bozulur ve uzun vadeli sorunların temeli atılmış olur.

Doğum Sonrası İyileşme Süreci Nasıl İşler?

Doğumdan hemen sonra vücut, “involüsyon” adı verilen muazzam bir toparlanma sürecine girer. Bu doğanın kadına sunduğu bir onarım mekanizmasıdır. İlk günlerde ve haftalarda dokulardaki ödem hızla çözülür, gebelik hormonlarının gevşetici etkisi azalır ve rahim küçülmeye başlar. Pelvik taban kasları ve vajinal dokular da bu süreçten nasibini alır ve eski formlarına dönmek için çabalar.

Bu spontan iyileşme süreci genellikle doğumdan sonraki ilk 3 ila 6 ay boyunca en aktif halindedir. Bu dönemde, doğum sırasında zedelenen sinirlerin bir kısmı kendini onarabilir ve buna bağlı olarak doğumdan hemen sonra görülen hafif idrar kaçırma şikayetleri kendiliğinden düzelebilir. Bu yüzden lohusalık döneminde veya hemen sonrasında yaşanan her şikayeti kalıcı bir hasar olarak görmemek, vücuda zaman tanımak gerekir.

Spontan iyileşme sürecini etkileyen faktörler şunlardır:

  • Genetik doku kalitesi
  • Annenin yaşı
  • Beslenme düzeni
  • Dinlenme süresi
  • Sigara kullanımı
  • Kronik hastalıklar

Hekim olarak bizim yaklaşımımız, cerrahi veya kalıcı prosedürlere karar vermeden önce bu doğal iyileşme penceresinin kapanmasını beklemektir. Çünkü vücudun kendi onarım kapasitesini görmeden yapılacak erken müdahaleler, dokular henüz ödemliyken yanıltıcı sonuçlar doğurabilir. Ancak 6 ay veya 1 yıl geçmesine rağmen düzelmeyen sorunlar, artık dokuların “eski haline dönemediğini” ve dışarıdan bir desteğe ihtiyaç duyduğunu gösterir.

Neden Vajinal Doğum Sonrası Her Şey Eski Haline Dönmüyor?

Vücudun iyileşme yeteneği mucizevi olsa da sınırsız değildir. Doğum sırasında oluşan bazı hasarlar, doku bütünlüğünü geri dönüşsüz şekilde bozar. Özellikle kasları kemiklere bağlayan ligamentler (bağlar) koptuğunda veya kasları saran fasyalarda derin yırtıklar oluştuğunda, vücut bu yapıları orijinal halleriyle onaramaz. Bunun yerine, kopan bölgeyi daha zayıf ve esnek olmayan bir “skar dokusu” (yara dokusu) ile doldurmaya çalışır.

Bu durum bir lastiğin kopup tekrar düğümlenmesi gibidir; işlevini bir miktar yerine getirebilir ama artık eskisi kadar esnek ve sağlam değildir. Ayrıca pelvik bölgenin duyusunu ve hareketini sağlayan pudental sinirde kalıcı bir hasar oluşursa, kaslar ne kadar sağlam olursa olsun, beyinden gelen “kasıl” emrini uygulayamazlar. Bu da pelvik tabanda kalıcı bir güçsüzlüğe yol açar.

Kalıcı hasarı tetikleyen obstetrik riskler şunlardır:

  • İri bebek öyküsü
  • Uzamış doğum eylemi
  • Vakum kullanımı
  • Forseps kullanımı
  • Doğum sayısı
  • İleri anne yaşı

Bu faktörlerin varlığında, pelvik tabandaki destek mekanizması çökebilir. Bu çöküş, vajinal kanalda genişleme, idrar tutamama veya organların aşağı doğru yer değiştirmesi gibi kalıcı anatomik bozukluklarla sonuçlanır. Bu noktada artık “zamanla geçer” yaklaşımı yerini “tedavi edilmeli” yaklaşımına bırakmalıdır.

İletişime Geç!

Tedaviler hakkında bilgi ve randevu almak için WhatsApp üzerinden hemen iletişime geçebilirsiniz

Sezaryen ve Normal Doğum Arasındaki Risk Farkı Nedir?

Bu konu, anne adayları arasında en çok tartışılan ve kafa karışıklığı yaratan konulardan biridir. Bilimsel veriler ve epidemiyolojik çalışmalar bize bu konuda net bir tablo çizer. Vajinal yolla yapılan doğumlar, pelvik taban disfonksiyonları açısından sezaryen doğumlara kıyasla belirgin şekilde daha yüksek risk taşır. Bu vajinal doğumun “kötü” bir yöntem olduğu anlamına gelmez; sadece mekanik doğası gereği pelvik yapılar üzerinde daha fazla stres oluşturduğu gerçeğini yansıtır.

Özellikle “stres tipi üriner inkontinans” dediğimiz; öksürme, hapşırma, gülme veya ağır kaldırma sırasında idrar kaçırma durumu vajinal doğum yapmış kadınlarda, hiç doğum yapmamış veya sezaryen ile doğum yapmış kadınlara göre neredeyse iki kat daha sık görülmektedir. Benzer şekilde ileri yaşlarda ortaya çıkan rahim ve mesane sarkması (pelvik organ prolapsusu) riski de vajinal doğumlarda daha yüksektir.

Risk farkını artıran durumlar şunlardır:

  • Zorlu doğum hikayesi
  • Bebeğin baş çevresi
  • Annenin bağ dokusu yapısı
  • Ikınma süresinin uzunluğu

Sezaryen doğum, pelvik taban hasarı riskini tamamen sıfırlamaz (çünkü gebeliğin kendisi de pelvik tabana yük bindirir), ancak bebeğin doğum kanalından geçerken yarattığı o büyük mekanik travmayı ortadan kaldırır. Bu nedenle pelvik taban sağlığı açısından bakıldığında, vajinal doğumun istatistiksel olarak daha fazla rekonstrüktif (onarıcı) cerrahi ihtiyacı doğurduğu bir gerçektir.

Vajinal Genişleme Sorunu Neden Ortaya Çıkar?

Halk arasında “vajinal bollaşma” olarak bilinen, tıbbi terminolojide “vajinal laksite” olarak adlandırdığımız durum normal doğumun en yaygın uzun dönem sekellerinden biridir. Vajina, yapısı gereği esnek ve kıvrımlı (rugalı) bir organdır. Ancak doğum sırasında bebeğin başının geçişi, vajina duvarlarındaki kas ve bağ dokularının aşırı gerilmesine, bazen de kas liflerinin birbirinden ayrılmasına neden olur. Bu gerilme, vajinanın iç yüzeyindeki kıvrımların silinmesine ve çapının kalıcı olarak artmasına yol açar.

Bu durum sadece fiziksel bir değişim değil aynı zamanda fonksiyonel bir kayıptır. Vajinal kanalın genişlemesi, cinsel ilişki sırasında penisi kavrama yeteneğinin azalmasına neden olur. Bu da hem kadın hem de partneri için sürtünme hissinin azalması, cinsel hazzın düşmesi ve orgazma ulaşmada güçlük gibi sorunları beraberinde getirir.

Vajinal genişlemenin belirtileri şunlardır:

  • İlişkide hissizlik
  • Vajinal gaz çıkışı
  • Genişlik hissi
  • Tamponun düşmesi
  • Su kaçması hissi

Bu sorunlar, kadının beden algısını ve cinsel özgüvenini derinden sarsabilir. Hastalarımız genellikle bu durumu “eskisi gibi hissetmiyorum” veya “partnerimi mutlu edemediğimi düşünüyorum” cümleleriyle ifade ederler. Bu estetik bir kaygıdan öte, çiftlerin cinsel uyumunu ve yaşam kalitesini bozan mekanik bir sorundur ve cerrahi veya medikal yöntemlerle düzeltilmesi mümkündür.

Epizyotomi Dikişleri ve Cinsel İlişki Ağrısı Arasında Nasıl Bir İlişki Var?

Doğum sırasında bebeğin çıkışını kolaylaştırmak veya kontrolsüz yırtıkları önlemek amacıyla perine bölgesine (vajina ile makat arası) yapılan cerrahi kesiye epizyotomi denir. Bazen de bu bölgede kendiliğinden yırtıklar oluşabilir. Bu yaralar dikildikten sonra iyileşme süreci başlar. İdeal olan yaranın iz bırakmadan ve esnekliğini koruyarak iyileşmesidir. Ancak doku iyileşmesi her zaman mükemmel olmaz.

Kötü iyileşen dikişler, enfeksiyon geçiren yaralar veya doku katlarının düzgün hizalanmadığı onarımlar, bölgede sert, kabarık ve esnek olmayan bir skar (yara izi) dokusu bırakır. Bu skar dokusu, normal vajinal mukoza gibi esnemez. Cinsel ilişki sırasında penis girişiyle birlikte gerilmeye zorlandığında ise esnemediği için şiddetli ağrı ve acıya (disparoni) neden olur.

Skar dokusunun yarattığı sorunlar şunlardır:

  • Kronik perine ağrısı
  • Cinsel ilişki korkusu
  • Vajinal giriş deformitesi
  • Estetik bozulma
  • Sık vajinal enfeksiyonlar

Ayrıca bazı durumlarda vajina girişi bu dikiş hataları veya kasların ayrışması nedeniyle normalden çok daha açık kalabilir (“gap” görüntüsü). Bu açıklık, vajinanın doğal florasını dış etkenlere karşı savunmasız bırakır ve sık tekrarlayan vajinal enfeksiyonlara zemin hazırlar. Bu tür durumlarda uygulanan “Perineoplasti” işlemi, sadece estetik bir düzeltme değil aynı zamanda ağrısız bir cinsel yaşam ve sağlıklı bir vajinal flora için tıbbi bir gerekliliktir.

İletişime Geç!

Tedaviler hakkında bilgi ve randevu almak için formu doldurarak hemen iletişime geçebilirsiniz



    İdrar Kaçırma Şikayeti Normal Doğumun Bir Parçası mı?

    Toplumumuzda ne yazık ki “doğum yapan kadın idrar kaçırır, bu normaldir” gibi yanlış bir kanı yerleşmiştir. Evet, doğum sonrası erken dönemde dokuların gevşemesiyle bu durum sık görülebilir, ancak bunun kalıcı hale gelmesi ve kadının hayatını kısıtlaması kesinlikle normal kabul edilemez. Bu durum tedavi edilmesi gereken bir pelvik taban disfonksiyonudur.

    Normal doğum sırasında mesane boynunu destekleyen bağların gevşemesi veya idrar tutmayı sağlayan sfinkter kasının zayıflaması, mekanik bir destek kaybına yol açar. Sonuç olarak karın içi basıncın arttığı her durumda idrar, kapalı kalması gereken mesane boynundan dışarı sızar. Bu durum sadece fiziksel bir sorun değil ciddi bir psikososyal travmadır.

    İdrar kaçırmayı tetikleyen aktiviteler şunlardır:

    • Öksürme
    • Hapşırma
    • Gülme
    • Zıplama
    • Koşma
    • Ağır kaldırma

    Kadınlar bu sorun nedeniyle sosyal hayattan izole olabilir, sürekli ped kullanma zorunluluğu hissedebilir, gittikleri yerlerde önce tuvalet arayışına girebilir ve sevdikleri fiziksel aktivitelerden vazgeçebilirler. Bu yaşam kalitesi kaybı, depresyon ve anksiyeteye kadar varan psikolojik sorunlara yol açabilir. Bu nedenle idrar kaçırma şikayeti “anneliğin bir bedeli” olarak görülüp saklanmamalı, mutlaka bir uzmana danışılmalıdır.

    Genital Estetik ve Onarım İçin Ne Zaman Harekete Geçmeliyim?

    Tedavi başarısında en kritik faktörlerden biri doğru zamanlamadır. Doğumdan hemen sonra oluşan kaygıyla aceleci davranmak, hatalı sonuçlara yol açabilir. Daha önce bahsettiğimiz involüsyon (iyileşme) sürecine saygı duymak gerekir. Dokular henüz ödemliyken ve hormonların etkisi altındayken yapılacak cerrahi bir daraltma, iyileşme tamamlandığında vajinanın aşırı daralmasına ve bu sefer de ilişkiye girememe sorununa neden olabilir.

    Genital estetik cerrahisi (vajinoplasti, perineoplasti) için ideal zamanlama, doğumdan sonra en az 3 ila 6 ayın geçtiği, tercihen emzirme döneminin sonlandığı veya azaldığı dönemdir. Bu süre zarfında dokular nihai şeklini alır ve gerçek hasarın boyutu netleşir. Ancak bu bekleme süresi, hiçbir şey yapmadan oturmak anlamına gelmez.

    Bekleme döneminde yapılabilecekler şunlardır:

    • Pelvik taban egzersizleri
    • Beslenme düzenlemesi
    • Kilo kontrolü
    • Kabızlığın önlenmesi

    Eğer doğumdan 6 ay ila 1 yıl sonra hala idrar kaçırma, vajinal genişlik hissi veya ağrılı ilişki devam ediyorsa, bu durumun kendiliğinden düzelme ihtimali artık çok düşüktür. Bu noktada profesyonel bir değerlendirme ve müdahale planı yapılması en doğru yaklaşımdır.

    Ameliyatsız Lazer ve Radyofrekans Yöntemleri İşe Yarar mı?

    Teknolojinin tıbba en büyük armağanlarından biri olan enerji bazlı sistemler (Lazer ve Radyofrekans), genital estetik alanında devrim yaratmıştır. Bu yöntemler cerrahiye girmekten çekinen, anestezi almak istemeyen veya şikayetleri cerrahi gerektirecek kadar ileri düzeyde olmayan hastalar için mükemmel seçenekler sunar.

    Bu cihazların temel çalışma prensibi, vajinal dokuya kontrollü bir ısı enerjisi vererek “yararlı” bir termal hasar oluşturmaktır. Bu ısı uyarısı, dokunun derinlerindeki fibroblast hücrelerini harekete geçirir ve yeni kolajen ile elastin üretimini tetikler. Vücut bu bölgeyi “tamir etmeye” başlar. Sonuç olarak vajinal mukoza kalınlaşır, kan dolaşımı artar, doku sıkılaşır ve elastikiyeti geri kazanılır.

    Bu yöntemlerin sağladığı faydalar şunlardır:

    • Vajinal kuruluk tedavisi
    • Hafif idrar kaçırma kontrolü
    • Doku gençleştirme
    • Cinsel haz artışı
    • Sık tekrarlayan enfeksiyonlarda azalma

    Ancak dürüst olmak gerekirse, çok ileri derecede kas yırtığı ve vajinal sarkması olan hastalarda bu yöntemler tek başına mucize yaratmaz. Biz hekimler, bu teknolojileri bazen tek başına, bazen de cerrahiye hazırlık olarak kullanırız. Ameliyat öncesi lazer uygulanmış bir doku, daha güçlü ve kanlanması daha iyi olduğu için cerrahi sonrası çok daha hızlı ve kaliteli iyileşir.

    Cerrahi Yöntemler (Vajinoplasti) Bize Kesin Çözüm Sunar mı?

    Kalıcı ve belirgin anatomik hasarların tedavisinde altın standart, cerrahi onarımdır. Vajinoplasti (vajina daraltma ameliyatı), sadece vajina girişindeki deriyi kesip dikmekten ibaret değildir. Başarılı bir vajinoplasti, vajinanın en derin noktasından başlayarak dışarıya doğru tüm kanalın çapının daraltılmasını hedefler.

    Bu ameliyatın en önemli kısmı, sadece yüzeydeki mukozanın değil onun altındaki gevşemiş ve ayrışmış kasların (levator ani kasları) onarılmasıdır. Cerrahi sırasında bu kaslar bulunup birbirine yaklaştırılarak dikilir. Böylece pelvik taban desteği yeniden sağlanır ve vajina, doğum öncesi sıkılığına (hatta bazen daha iyisine) kavuşturulur. Genellikle bu işlemle birlikte “Perineoplasti” de yapılarak, dışarıdaki kötü skar dokuları temizlenir ve vajina girişi estetik bir görünüme kavuşturulur. Bu kombine yaklaşıma “Kolpoperineoplasti” denir.

    Cerrahinin hedefleri şunlardır:

    • Anatomik bütünlüğün sağlanması
    • Kas desteğinin güçlendirilmesi
    • Cinsel fonksiyonun restorasyonu
    • Estetik görünümün düzeltilmesi
    • Özgüvenin geri kazanılması

    Doğru teknikle yapılmış bir vajinoplasti ameliyatının sonuçları, hasta tekrar vajinal doğum yapmadığı sürece kalıcıdır. İyileşme süreci ortalama 4-6 hafta sürer ve bu sürenin sonunda hastalarımız hem cinsel hem de sosyal hayatlarına çok daha konforlu bir şekilde dönebilirler.

    Pelvik Organ Sarkması Durumunda Hangi Tedaviler Uygulanır?

    Eğer vajinal doğumun etkisiyle bağ dokusu tamamen iflas etmiş ve rahim, idrar torbası veya rektum (bağırsak) vajinadan dışarıya doğru sarkmaya başlamışsa (Pelvik Organ Prolapsusu), sadece daraltma ameliyatı sorunu çözmez. Bu durum binanın temeli kaymışken duvarları boyamaya benzer; estetik görüntü düzelse de yapısal sorun devam eder.

    Sarkma durumlarında daha ileri rekonstrüktif cerrahiler devreye girer. “Sakrokolpopeksi” veya “Rektopeksi” gibi ameliyatlarla, sarkan organlar özel yamalar (meş) kullanılarak yukarıya, leğen kemiğinin sağlam noktalarına asılır. Bu ameliyatlar genellikle laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılır ve başarı oranları oldukça yüksektir.

    Prolapsus cerrahisinin amaçları şunlardır:

    • Organların yerine yerleştirilmesi
    • İdrar/bağırsak fonksiyonlarının düzeltilmesi
    • Vajinal anatominin korunması
    • Pelvik ağrının giderilmesi

    Bu tedaviler sayesinde hastalarımız o rahatsız edici “aşağıdan bir şey çıkacakmış” hissinden kurtulur ve normal aktivitelerine geri dönebilirler.

    Tedavi Sonrası Tekrar Normal Doğum Yaparsam Sonuçlar Bozulur mu?

    Hastalarımla tedavi planı yaparken en çok üzerinde durduğumuz konulardan biri gelecekteki gebelik planlarıdır. Bu tedavi stratejimizi belirleyen en önemli faktördür. Eğer cerrahi olarak vajinoplasti yapılmış ve kasları onarılmış bir hasta tekrar vajinal doğum yaparsa, yüksek ihtimalle onarılan dokular tekrar yırtılacak ve elde edilen sonuçlar kaybedilecektir. Doğumun yarattığı o büyük genişletici güç, yapılan cerrahi onarımı bozabilir.

    Bu nedenle yakın gelecekte tekrar çocuk sahibi olmayı ve normal doğum yapmayı planlayan hastalarımıza genellikle kalıcı cerrahi prosedürleri ertelemelerini öneririz. Bu dönemde şikayetleri hafifletmek için lazer/radyofrekans gibi yöntemler veya pelvik taban fizyoterapisi daha uygun seçeneklerdir. Ancak ailesini tamamlamış veya sonraki doğumunu sezaryen ile yapmayı planlayan kadınlar için cerrahi onarım güvenle uygulanabilir ve kalıcı sonuçlar verir.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:

    • Aile planlamasının netleşmesi
    • Doğum şekli tercihi
    • Hekimle açık iletişim
    • Risklerin değerlendirilmesi

    Sıkça Sorulan Sorular

    Normal doğum sonrası iyileşme süreci genellikle daha hızlıdır. Sezaryene göre enfeksiyon riski ve hastanede kalış süresi daha düşüktür. Ayrıca ilerleyen yaşlarda pelvik organ fonksiyonları daha iyi korunabilir.

    Hayır, epizyotomi yalnızca gerekli durumlarda uygulanır. Doğumun ilerleyişine, bebeğin büyüklüğüne ve vajinal dokuların esnekliğine göre karar verilir. Gereksiz kesilerden kaçınılması önerilir.

    Bazı kadınlarda vajinal gevşeme veya estetik değişiklikler olabilir. Ancak pelvik taban egzersizleriyle bu durum büyük ölçüde önlenebilir. Gerekirse estetik cerrahi müdahaleler de yapılabilir.

    Genellikle 6 hafta sonra, lohusalık süreci tamamlandığında cinsel ilişkiye başlanabilir. Ancak vajinal iyileşme süreci kişiye özel değişebilir ve doktor onayı alınması önerilir.

    Epidural anestezi en sık kullanılan yöntemdir. Ayrıca suyla doğum, nefes teknikleri, masaj ve pozisyon değişiklikleri gibi ilaçsız yöntemler de ağrıyı hafifletmeye yardımcı olabilir.

    Normal doğumla dünyaya gelen bebekler, doğum kanalından geçerken akciğerlerindeki sıvıları daha kolay atar ve bağışıklık sistemleri daha güçlü olabilir. Anneyle temasları da genellikle daha erkendir.

    İlerlemeyen doğum, bebeğin uygunsuz pozisyonu, dar pelvis veya fetal distres gibi durumlar doğumu zorlaştırabilir. Bu gibi durumlarda sezaryene geçiş gerekebilir.

    Pelvik taban egzersizleri (Kegel), yürüyüş, yoga ve doğuma özel solunum teknikleri normal doğuma hem fiziksel hem de zihinsel hazırlık sağlar.

    Dikişli bölge temiz ve kuru tutulmalı, enfeksiyon belirtileri gözlemlenmelidir. Ilık oturma banyoları ve doktorun önerdiği kremler iyileşmeyi hızlandırabilir.

    Lohusalık dönemi genellikle 6 hafta sürer. Bu süreçte rahim küçülür, hormonlar dengelenir ve vücut doğum öncesi durumuna dönmeye başlar. Bu dönemde fiziksel ve ruhsal destek önemlidir.

    Normal doğum süresi, anne adayının doğum yapma durumu (ilk doğum ya da önceki doğumlar), bebeğin pozisyonu ve annenin fizyolojik özelliklerine göre değişir. İlk doğumlarda aktif doğum süreci ortalama 8–14 saat sürebilirken, sonraki doğumlarda bu süre genellikle daha kısadır. Doğumun her evresi (açılma, ıkınma, plasenta çıkışı) farklı sürelerde gerçekleşir.

    Normal doğum süreci, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları tarafından takip edilir ve yönetilir.

    Blog Yazıları

    Yumurtalık (Over) Kisti Tedavisi Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Yumurtalık (over) kisti tedavisi sonrası dikkat edilmesi gerekenler, hem iyileşme sürecini hızlandırmak hem de olası [...]

    Devanımı Oku
    Vajinoplasti ve Labioplasti Birlikte Yapılabilir Mi?

    Vajinoplasti ve labioplasti ameliyatları, genital bölgenin hem fonksiyonel hem de estetik açıdan düzenlenmesini hedefler ve [...]

    Devanımı Oku
    Vajinoplasti Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Vajinoplasti sonrası dikkat edilmesi gerekenler, ameliyatın başarısı ve iyileşme sürecinin sorunsuz ilerlemesi açısından büyük önem [...]

    Devanımı Oku
    Vajinoplasti Ameliyatı Yaptıranların Yorumları

    Vajinoplasti ameliyatı yaptıranların yorumları, vajinal gevşeme problemi yaşayan kadınlar için yol gösterici olmaktadır. Hastalar, ameliyat [...]

    Devanımı Oku
    Vajinal Lazer Tedavisi Yaptıranların Yorumları

    Vajinal lazer tedavisi yaptıranların yorumları, vajinal sıkılaşma, kuruluk ve idrar kaçırma gibi sorunlar yaşayan kadınlar [...]

    Devanımı Oku
    Vajinal Gençleştirme Yaptıranların Yorumları

    Vajinal gençleştirme yaptıranların yorumları, özellikle doğum sonrası gevşeme ve estetik kaygılar yaşayan kadınlar için rehber [...]

    Devanımı Oku
    Vajinal Enfeksiyon Tedavisi Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Vajinal enfeksiyon tedavisi sonrası dikkat edilmesi gerekenler, enfeksiyonun tekrarlamaması ve vajinal florada denge sağlanması açısından [...]

    Devanımı Oku
    Pubis Estetiği Yaptıranların Yorumları

    Pubis estetiği yaptıranların yorumları, dış genital bölgede fazlalık yağ veya sarkma yaşayan bireyler için önemli [...]

    Devanımı Oku