Riskli gebelik takibi, anne veya bebeğin sağlığını tehdit eden durumların varlığında uygulanan özel bir izlem sürecidir. Diyabet, hipertansiyon, çoğul gebelik veya erken doğum riski gibi faktörler bu kapsamda değerlendirilir. Takip, uzman hekimlerce sık aralıklarla yapılır.
Riskli gebelikte hangi testler yapılır sorusu, bu süreçte merak edilen konulardandır. Detaylı ultrason, fetal eko, kan testleri ve genetik taramalar gibi ileri tetkikler uygulanır. Amaç, olası komplikasyonları erken tespit ederek gerekli önlemleri zamanında almaktır.
Riskli gebeliklerde anne adayının yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşır. Dengeli beslenme, düzenli egzersiz, stresten uzak durma ve doktorun önerilerine tam uyum, gebeliğin sağlıklı seyretmesini destekler. Her belirti ciddiyetle değerlendirilmelidir.
Riskli gebelikte doğum planlaması, annenin ve bebeğin sağlık durumuna göre şekillenir. Genellikle doğum hastane ortamında ve uzman ekip eşliğinde gerçekleştirilir. Bazı durumlarda sezaryen tercih edilebilir. Doğum sonrası takip de en az gebelik süreci kadar önemlidir.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Riskli Gebelik Nedir? | Anne, bebek veya her ikisi için gebelik sürecinde ciddi sağlık riskleri taşıyan durumlardır; özel takip ve müdahale gerektirir. |
| Sık Görülen Risk Faktörleri | İleri anne yaşı (35 yaş üstü), kronik hastalıklar (hipertansiyon, diyabet), çoğul gebelik, düşük öyküsü, erken doğum riski gibi durumlar riskli gebelik sınıfındadır. |
| Takip Sıklığı | Risk düzeyine göre daha sık aralıklarla muayene yapılır; bazı durumlarda haftalık ya da daha sık kontroller gerekebilir. |
| Yapılan İzlem ve Testler | Detaylı ultrason, fetal ekokardiyografi, NST (Non-Stres Test), amniyosentez gibi ileri düzey tetkikler uygulanabilir. |
| Kan Şekeri Takibi | Gestasyonel diyabet şüphesi olan anne adaylarında 24–28. haftalarda şeker yükleme testi yapılır ve kan şekeri yakın izlenir. |
| Tansiyon Takibi | Gebelikte hipertansiyon gelişme riski olan olgularda tansiyon düzenli olarak ölçülür; preeklampsi açısından izlem yapılır. |
| Preeklampsi ve Eklampsi | Yüksek tansiyon, proteinüri ve ödem ile seyreden durumdur; ciddi komplikasyonlara neden olabileceği için sıkı takip gerektirir. |
| Düşük Tehdidi ve Erken Doğum Riski | Rahim ağzı uzunluğu ölçümü, ağrı ve kanama varlığı gibi belirtiler erken doğum riskini değerlendirmede kullanılır. |
| İlaç ve Destek Tedavileri | Risk durumuna göre kan sulandırıcılar, progesteron takviyesi, antibiyotik veya diğer destekleyici tedaviler uygulanabilir. |
| Multidisipliner Yaklaşım | Riskli gebeliklerde kadın doğum uzmanı yanında perinatolog, dahiliye, endokrinoloji ve diğer branşlarla iş birliği yapılabilir. |
Riskli Gebelik Takibi Nedir?
Riskli gebelik takibi, anne veya bebekte komplikasyon gelişme olasılığı yüksek olan durumlarda yapılan özel izlem sürecidir. Bu takip; hipertansiyon, diyabet, çoğul gebelik, ileri anne yaşı gibi risk faktörleri bulunan anne adaylarını kapsar. Amaç, anne ve bebeğin sağlığını korumak, oluşabilecek sorunları erken tespit edip gerekli müdahaleleri zamanında yapmaktır. Takip, perinatoloji uzmanları tarafından yürütülür.
Riskli Gebelik Sürecinde Kullanılan İlaçlar İyileşmeyi Nasıl Etkiler?
Yüksek riskli gebeliklerin yönetiminde kullandığımız bazı spesifik ilaçlar ve tedaviler, doğum sırasında ve sonrasında doku iyileşmesini doğrudan etkileyen faktörlerdir. Özellikle kan pıhtılaşma bozukluğu (trombofili) olan veya gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) riski taşıyan anne adaylarında durum daha hassastır.
Bu hastalarda bebeğin plasenta yoluyla beslenmesini güvence altına almak ve damar tıkanıklıklarını önlemek için gebelik boyunca kan sulandırıcı iğneler ve ilaçlar kullanılması hayati önem taşır. Bu tedaviler bebek için yaşam kurtarıcıdır; ancak doğum anında ve sonrasında kanama eğilimini artırdığı da bir gerçektir. Doğum sırasında açılan epizyotomi kesisi veya kendiliğinden oluşan yırtıklar, kan sulandırıcı kullanan hastalarda daha fazla kanayabilir.
Bu durum doku içinde kan birikmesi dediğimiz “hematom” oluşumuna zemin hazırlar. Hematomlar, yara iyileşmesinin en büyük düşmanıdır. Dikiş hattında biriken kan, dokuların birbirine yapışmasını engeller, enfeksiyon riskini artırır ve yaranın açılmasına neden olabilir. Sonuç olarak doğumdan aylar sonra bile vajina girişinde sertlik, ağrı yapan kötü iyileşmiş dokular ve estetik bozukluklar kalabilir. Yani gebeliği sürdürmek için yapılan tedaviler, dolaylı yoldan doğum sonrası genital restorasyon ihtiyacını doğuran sebeplerden biri haline gelebilir.
Zorlu Doğum ve Obstetrik Travma Pelvik Tabanı Nasıl Zedeler?
Yüksek riskli gebeliklerde, bebeğin iyilik hali her an değişebilir. Özellikle gebeliğin son haftalarında yapılan NST takipleri veya Doppler ultrasonografileri, bebeğin içeride sıkıntıya girdiğini gösterirse, doğumun bir an önce gerçekleştirilmesi gerekir. Biz hekimler için o an tek öncelik, bebeği sağlıklı bir şekilde dışarı çıkarmaktır. Ancak bu “hızlandırılmış” veya “müdahaleli” doğumlar, pelvik taban kasları için ciddi bir mekanik stres kaynağıdır.
Normal bir doğum sürecinde, doğum kanalı saatler içinde yavaş yavaş esneyerek bebeğe yol açar. Ancak acil durumlarda bu esneme için yeterli zaman olmayabilir. Bebeğin çıkışını kolaylaştırmak için vakum veya forseps gibi yardımcı aletlerin kullanılması gerekebilir. Ya da bebeğin başının rahat çıkması için yapılan epizyotomi kesisi, standarttan daha geniş uygulanmak zorunda kalınabilir.
Pelvik taban travmasına yol açan en önemli faktörler şunlardır:
- İlk doğumun ileri yaşta olması
- Bebeğin 4 kilonun üzerinde olması
- Doğumun ikinci evresinin uzaması
- Vakum ile müdahaleli doğum
- Forseps kullanımı
- Bebeğin ters pozisyonda gelmesi
- Derin epizyotomi kesileri
- Hızlı ve kontrolsüz doğum eylemi
Bu faktörlerin varlığı, vajinayı çevreleyen kasların yırtılmasına, sinirlerin hasar görmesine ve organları yerinde tutan bağ dokularının kopmasına neden olabilir. O an hayat kurtaran bu müdahaleler, iyileşme süreci tamamlandıktan sonra annede kalıcı anatomik defektler bırakabilir. İşte genital estetik uzmanlığına duyulan ihtiyaç, bu travmanın bıraktığı izleri silmek için ortaya çıkar.
Doğum Sonrası Hissedilen Vajinal Genişleme ve Sarkma Kalıcı mıdır?
Doğumdan sonraki ilk haftalarda, hemen hemen her kadında vajinal bölgede bir “bolluk” veya “açıklık” hissi olması beklenen bir durumdur. Hormonların etkisiyle yumuşayan dokular ve doğumun yarattığı esneme, zamanla bir miktar toparlanır. Ancak yüksek riskli ve zorlu doğumlardan sonra, bu toparlanma ne yazık ki her zaman orijinal haline dönüş şeklinde olmaz.
Pelvik taban kaslarını, leğen kemiğinin içini kaplayan sağlam bir hamak gibi düşünebilirsiniz. Bu hamak; idrar torbasını, rahmi ve kalın bağırsağı yerçekimine karşı yukarıda tutar. Zorlu doğum sırasında bu hamak yırtılırsa veya bağları koparsa, üzerindeki organlar desteğini kaybeder ve vajina içine doğru çökmeye başlar. Biz bu duruma “Pelvik Organ Prolapsusu” yani organ sarkması adını veriyoruz.
Bu durumun yarattığı şikayetler sadece estetik kaygılarla sınırlı değildir. Hastalarımız genellikle günün ilerleyen saatlerinde artan bir rahatsızlık hissinden bahsederler.
Sarkma ve vajinal genişlemeye bağlı görülen belirtiler şunlardır:
- Vajinada dolgunluk hissi
- Kasık bölgesinde ağrı
- Ele gelen kitle hissi
- Bel ağrısı
- Sık idrara çıkma isteği
- İdrarını tam boşaltamama hissi
- Kabızlık sorunları
- Cinsel ilişkide his kaybı
- Vajinal gaz sesi gelmesi
- Tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar
Bu belirtiler doku hasarının kalıcı olduğunun ve kendiliğinden geçmeyeceğinin habercisidir. Özellikle vajinal genişleme (laksite), çiftlerin cinsel yaşamını derinden etkileyen, ancak çoğu zaman dile getirilmekten çekinilen bir sorundur. Bu kadının suçu veya yetersizliği değil tamamen zorlu bir doğumun bıraktığı anatomik bir hasardır ve tıbbi onarım gerektirir.
Tedaviler hakkında bilgi ve randevu almak için WhatsApp üzerinden hemen iletişime geçebilirsiniz
İdrar Kaçırma Sorunu Normal midir Yoksa Tedavi Edilmeli midir?
Toplumumuzda ne yazık ki “doğum yapmış kadın idrar kaçırır” veya “yaşla birlikte idrar kaçırmak normaldir” gibi son derece yanlış bir inanış hakimdir. Oysa idrar kaçırma, hiçbir yaşta veya durumda normal kabul edilemez; bu pelvik taban fonksiyonlarının bozulduğuna işaret eden bir sağlık sorunudur.
Tıbbi olarak “Stres Üriner İnkontinans” dediğimiz durum karın içi basıncının arttığı anlarda istemsizce idrar kaçırılmasıdır. Öksürmek, hapşırmak, gülmek, ağır kaldırmak veya merdiven çıkmak gibi basit eylemler sırasında idrar kaçırmak, kadının sosyal hayatını ciddi şekilde kısıtlar. Bu sorunun temelinde genellikle zorlu doğumlara bağlı olarak idrar torbası boynunun açısının bozulması ve destek dokuların zayıflaması yatar.
Pek çok hasta bu durumu ped kullanarak veya sıvı alımını kısıtlayarak yönetmeye çalışır. Ancak bu geçici çözümler sorunu ortadan kaldırmaz, aksine yaşam kalitesini her geçen gün daha da düşürür. Kegel egzersizleri gibi konservatif yöntemler hafif vakalarda kasları güçlendirmek için faydalı olabilir. Ancak bağ dokusu kopmuş ve anatomisi bozulmuş ileri derece vakalarda, sadece egzersizle tam kuruluk sağlamak genellikle mümkün olmaz. Bu noktada devreye cerrahi veya medikal estetik prosedürlerin girmesi gerekir.
Kötü İyileşen Dikiş İzleri ve Skar Dokusu Cinsel Hayatı Nasıl Etkiler?
Doğum sırasında açılan epizyotomi kesisi veya oluşan yırtıklar dikilirken, amaç doku bütünlüğünü sağlamaktır. Ancak her kadının yara iyileşme mekanizması farklıdır. Özellikle diyabeti olan enfeksiyon geçiren veya kan sulandırıcı kullanan yüksek riskli gebelerde, dikiş hattında iyileşme sorunları yaşanması çok sık karşılaştığımız bir durumdur.
Dikişler açılabilir, dokular tam karşılıklı gelmeyebilir veya vücut aşırı reaksiyon vererek “keloid” dediğimiz sert, kabarık yara dokuları oluşturabilir. Sonuç olarak vajina girişinde; estetik olmayan, dokunduğunda acıyan, esnekliğini kaybetmiş sert bir doku (skar) kalır.
Bu durumun yarattığı en büyük problem “disparoni” yani ağrılı cinsel ilişkidir. Vajina girişi esnekliğini kaybettiği için, ilişki sırasında bu skar dokusu gerilir ve kadına şiddetli bir acı verir. Bu acı zamanla cinsel isteksizliğe, ilişkiden kaçınmaya ve vajinismus benzeri kasılmalara yol açabilir. Ayrıca vajina girişinin şekil bozukluğu, kadının kendi bedenine yabancılaşmasına ve partnerinin yanında özgüven sorunu yaşamasına neden olur. Bu nedenle skar revizyonu, sadece estetik bir düzeltme değil cinsel sağlığın geri kazanılması için yapılan fonksiyonel bir işlemdir.
Genital Estetik ve Vajinoplasti Ameliyatı İle Neler Düzeltilebilir?
Yüksek riskli gebeliklerin ve zorlu doğumların bıraktığı bu hasarların tedavisi, “Genital Estetik” başlığı altında toplanan bir dizi rekonstrüktif (yeniden yapılandırma) cerrahi işlemi kapsar. Vajinoplasti, halk arasında sadece “daraltma” olarak bilinse de aslında pelvik tabanın komple onarımı anlamına gelir.
Bu ameliyatta yaptığımız işlem sadece fazlalık dokuyu çıkarıp dikmekten ibaret değildir. Vajinanın derinliklerinde birbirinden ayrılmış olan kasları bulup tekrar orta hatta birleştiriyoruz. Bu sayede vajinal kanal eski sıkılığına ve anatomik duruşuna kavuşuyor. Aynı seansta, sarkan idrar torbasını ve bağırsağı da olması gereken yere taşıyarak fıtıklaşmaları onarıyoruz.
Vajinoplasti ameliyatının sağladığı kazanımlar şunlardır:
- Vajinal kanalın sıkılaşması
- Cinsel hazzın artması
- İdrar kaçırma sorununun giderilmesi
- Sarkma şikayetlerinin bitmesi
- Bağırsak boşaltımının rahatlaması
- Vajinal gaz sesinin kaybolması
- Estetik görünümün düzelmesi
- Özgüvenin yeniden kazanılması
Ayrıca “Perineoplasti” dediğimiz işlemle, doğumdan kalan o kötü dikiş izlerini, çökmeleri ve düzensizlikleri tamamen çıkarıyor, vajina girişini pürüzsüz ve estetik bir hale getiriyoruz. Bu sayede hasta hem ağrılarından kurtuluyor hem de estetik kaygılarından arınmış oluyor.
İletişime Geç!
Tedaviler hakkında bilgi ve randevu almak için formu doldurarak hemen iletişime geçebilirsiniz
Lazerle Genital Estetik Uygulamaları Hangi Durumlarda Tercih Edilir?
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte her hasta için ameliyat tek seçenek olmaktan çıkmıştır. Özellikle cerrahi gerektirecek kadar ileri düzeyde sarkması olmayan, ancak vajinal gevşeklikten ve kuruluktan şikayet eden hastalarımız için lazer teknolojileri mükemmel bir alternatiftir.
Vajinal lazer uygulamaları, herhangi bir kesi veya dikiş olmadan, poliklinik şartlarında uygulanan pratik işlemlerdir. Lazer enerjisi, vajina dokusunun derin tabakalarına ulaşarak burada kontrollü bir ısı hasarı yaratır. Bu ısı, vücudun onarım mekanizmalarını tetikler ve o bölgede yoğun bir kolajen üretimi başlar.
Lazer tedavisinin etkili olduğu alanlar şunlardır:
- Hafif idrar kaçırma tedavisi
- Vajinal kuruluk giderilmesi
- Vajinal sıkılaştırma ve gençleştirme
- Tekrarlayan enfeksiyonların önlenmesi
- Menopoza bağlı doku incelmesi
- Cinsel ilişki sırasında ağrı tedavisi
- Genital renk açma işlemleri
Genellikle 20 dakika süren ve ağrısız olan bu işlem sonrasında hastalarımız hemen sosyal hayatlarına dönebilirler. Lazer tedavisi, özellikle anestezi almak istemeyen veya iyileşme süreci için vakti olmayan hastalar için büyük bir konfor sunar. Ancak anatomik kas yırtığı olan vakalarda lazerin etkisi sınırlı kalacağı için, doğru hasta seçimi başarının anahtarıdır.
Tedavi İçin En Doğru Zaman Ne Zamandır ve Süreç Nasıl İşler?
Yüksek riskli bir gebelik ve zorlu bir doğum sürecinden çıkan annelerin en çok merak ettiği konu, bu sorunlardan ne zaman kurtulabilecekleridir. Vücudun doğumdan sonra kendini toparlaması, ödemin inmesi ve hormonların dengelenmesi için belirli bir süreye ihtiyacı vardır. Bu nedenle cerrahi işlemler için genellikle doğumdan sonra en az 3 ila 6 ay beklenmesini öneriyoruz.
Bu bekleme süresi, dokuların gerçek durumunu görmek ve gereksiz bir müdahaleden kaçınmak için elzemdir. Erken dönemde yapılan işlemler, dokular henüz çok yumuşak ve ödemli olduğu için başarısızlıkla sonuçlanabilir. Ancak lazer uygulamaları gibi cerrahi dışı yöntemler için hekiminizin değerlendirmesine göre daha erken dönemde başlanabilir.
Şunu unutmamak gerekir ki; idrar kaçırmak, cinsel ilişkide hissetmemek veya ağrı duymak, “anneliğin bedeli” olarak kabul edilip çekilmesi gereken çileler değildir. Bunlar tipik birer medikal sorundur ve tedavisi mümkündür. Perinatologlar riskli gebelik sürecinde sizin ve bebeğinizin hayatını kurtararak en zor kısmı başarırlar. Biz genital estetik uzmanları ise, bu süreçten kalan hasarları onararak, sizin yaşam kalitenizi, kadınlık algınızı ve özgüveninizi restore etmeyi hedefleriz.
Sıkça Sorulan Sorular
Riskli gebelik takibi, anne ya da bebek sağlığını tehdit eden durumların varlığında uygulanır. Yüksek tansiyon, diyabet, çoğul gebelik, ileri yaş veya düşük öyküsü gibi risk faktörleri bu takibi gerekli kılar.
Riskli gebelik takibinde kan testleri, detaylı ultrasonlar, NST, amniyosentez gibi özel tanı testleri kullanılır. Bu testler, bebeğin gelişimi ve anne sağlığının yakından izlenmesini sağlar.
Riskli gebeliklerde takip sıklığı, riskin türüne göre değişir. Genellikle daha sık kontrollere ihtiyaç duyulur; bazı durumlarda haftalık, hatta daha kısa aralıklarla muayene önerilir.
Erken doğum riski olan gebeliklerde, rahim ağzı uzunluğu takibi, istirahat, ilaç tedavisi ve gerekirse hastanede yatış gibi önlemler alınarak doğumun mümkün olduğunca geciktirilmesi hedeflenir.
Evet, riskli gebelik süreci anne adayında stres ve kaygıya yol açabilir. Psikolojik destek, bu sürecin sağlıklı yönetilmesine yardımcı olur ve annenin ruhsal sağlığını korur.
Dengeli, vitamin ve mineral açısından zengin bir beslenme programı riskli gebelikte çok önemlidir. Özellikle demir, folik asit, kalsiyum ve omega-3 alımı dikkatle planlanmalıdır.
Doğum şekli ve zamanı risk faktörlerine göre belirlenir. Bazı durumlarda sezaryen tercih edilirken, bazı durumlar kontrollü vajinal doğuma olanak tanıyabilir. Karar multidisipliner olarak alınır.
Tekrarlayan düşük öyküsü olan kadınlarda, gebeliğin sağlıklı ilerlemesi açısından erken ve düzenli takip çok önemlidir. Altta yatan nedenler araştırılarak önleyici tedbirler alınır.
Ultrason ölçümleri ve Doppler incelemeleri ile bebeğin büyümesi takip edilir. Gelişimde gerilik saptanırsa beslenme desteği, istirahat ve gerektiğinde erken doğum planı gündeme gelir.
Bazı riskli durumlarda sezaryen doğum gerekebilir. Ancak her riskli gebelik otomatik olarak sezaryenle sonuçlanmaz; anne ve bebek için en güvenli doğum şekli değerlendirilerek belirlenir.
